İtalya Tatilimiz Part 2-Floransa ve Pisa

1 year ago Bana Dair126

Efsane tatilimizin kalan ayrıntılarını üzerinden daha fazla zaman geçmeden ve ayrıntıları unutmadan paylaşmak istedim 🙂

İtalya tatilimizin ilk durağı Milano’ydu, ikinci durağı ise Floransa ve Pisa oldu.

Buyrun ayrıntılarına birlikte bakalım 🙂

Milanoda geçirdiğimiz 2 günden sonra tren ile Floransa’ya geldik. Santa Maria Novella Tren istasyonu Floransa’nın tam göbeğinde 🙂 Haritadan bakarak kalacağımız otelin yakın olduğunu düşünerek bavullarımızı çeke çekeee otelimize ulaştık. Kaldığımız yer Plus Florence‘di, aslında hosteldi ancak ayrı odaları da bulunuyordu biz eşimle çift kişilik bir odada kaldık. Temizliği vs. herşeyi çok güzeldi fiyatına oranla memnun kaldık.

Milano’ya göre biraz daha sıcak, daha kurak ve çok çok çok daha tarihi bir yer. Açıkçası Floransa çok güzel olsa da orada yaşadığım rahatsızlıktan dolayı çok iyi hatırlamıyorum orayı 🙂 Milano’da beni yiyiveren değişik tür sinekler bacaklarımı inanılmaz derecede şişirdi ve su topladı. Vücudum ciddi alerjik reaksiyon verdi. Eczaneden aldığımız krem işe yaramayınca gecenin bir yarısı kendimizi acilde bulduk. Acilde sıra gelmeyeceğini anlayınca bizi bir başka doktora yönlendirdiler sağolsun sevgili Dr.Damiano 🙂 (Kendisini inanılmaz şükranla anıyorum) verdiği ilaçlarla 1-2 güne beni toparladı. Yaşadığım korkuyu anlatamam, ayağım ve bacağım şişti yürümem zor. Takdir edersiniz ki bol yürümeli bi tatil, bi ara zehirlendim ölücem falan sandım.Ertesi sabah ilk uçakla Türkiyeye dönsek de Türk doktorlarına kendimi emanet etsem modundaydım 🙂 Neyseki kortizonlu ilaçları kremleri kullanınca rahatladım da tatilime devam edebildim. Ama o 1-2 gün beni zorladı ve canımızı sıktı açıkçası.

Neyse bu kısmı atlayalım Floransa’ya dönelim 🙂 Otele yerleştikten sonra hemmen Pisa’ya gitmek üzere yeniden tren istasyonuna döndük ve Pisa’ya giden trene bindik. Kısa denilebilecek bir tren yolculuğu sonunda bu yarım günümüzü değerlendirdik. Floransa’da kaldığımız günlerde otelde kahvaltımız olmadığından marketten aldığımız kruvasan, muz vs. ile karnımızı doyurduk 🙂 Pisa’ya ulaştıktan sonra meşhur kulemize ulaşana kadar çok çok yürüdük. Ama zaten şehirler böyle keşfediliyor 🙂 Bu yol boyunda nehirler, köprüler, güzel çarşıları aştık. Ben heyecanla hadi nereden çıkacak bu kule diye merakla beklerken;

İŞTE O AN! Birden Pisa Kulesi karşımda beliriverdi. Ya çok saçma ama hep fotoğraflarda gördüğünüz bir yapıyı birden karşınızda görünce o yere o ana ışınlanmış gibi hissediyor insan. yüksekliği çok fazla ve tahminimizden daha yamuk (!) olan bu kuleyi görünce açıkçası gülümsedim ve çok mutlu oldum. Bu yapı dışında Pisa’nın pek bir numarası yok. Bizde adetlere uyduk ve saçma sapan pozlarımızdan vererek, magnetlerimizi alarak buradaki gezimizi tamamladık 🙂 Pisa’da özel olarak birşey yemedik sürekli bol su bira gazoz gibi sıvı türevlerini ve serinletici dondurma gibi tercihler yaptık 🙂

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Floransa’nın 2. gününde şehri keşfe çıktık. Milano’nun aksine Floransa’da hiç toplu taşıma kullanmadık her yere yürüyerek gittik çünkü her yer yürüyerek ulaşılabilecek yakınlıktaydı. Öncelikle San Lorenzo Bazilikası sonrasında meşhur Duomo meydanına giderek, Floransa Duomo Katedralini gördük. İnsan bu yapıları görünce görkemine, yüksekliğine, üzerindeki renk motif işçiliğe hayran kalıyor. Ne sabır ne emek inanılası değil yani… Duomo katedralinin içi de aynı şekilde çok görkemliydi, girişler ücretsiz ancak çok sıra oluyor. Duomo meydanında Duomo Katedrali, Dev Çan Kulesi, Aziz Giovanni Vazftizhanesi gibi yapılar mevcut. Hepsi ayrı ayrı çok güzel.

Floransa Rönesans’ın doğduğu yer olarak tanımlandığından her yer sanat kokuyor. Adım başı tarihi eser 🙂 Duomo Meydanından sonra 2. durağımız Açık Hava Müzesi olarak da adlandırılan Piazza Della Signoria. Bu meydanda gittiğimizde tadilatta olan Neptün Çeşmesi, Akademi Galerisi, meşhuuur  Davut Heykelinin kopyası, Uffizi Müzesi, Perseus, Herkül heykelleri… Meydan gerçekten açık hava müzesi gibi,  müzelere girmeye gerek olmadan sadece meydandaki 10larca heykeli bile izleseniz anlamaya çalışsanız yeterli oluyor 🙂 Bu meydanda kemerler altında Michelangelo’nun çok sayıda tarihi ve mitolojik karaktere ilişkin heykelleri mevcut. Heykellerin yanına oturup elimde yelpaze ayağım davul gibi serinlemek için kendimi paraladığımı hatırlıyorum 🙂

     

Uffizi Müzesine bilet almamıştık, o kadar çok heykel görünce artık içerdekileri de görmesek olur dedik. Her müzeye de girmeye kalksak baş edilebilecek gibi değil zaten. Bu arada biz Floransa’ya gittiğimizde hava inanılmaz derecede kavurucu sıcaktı. Milano ülkenin daha kuzeyinde olduğundan hep bir püfür püfür esinti vardı ama Floransa ülkenin tam ortasında bizim Ankara misali kurak ve çok sıcaktı şehrin rengi gözümde sarı kahverengi tonlarında 🙂

Bir sonraki durağımız ise Ponte Vecchio-Eski Köprü. Bu köprü Floransa’nın iki kanadını birbirine bağlıyor gibi. Bu köprü üzerinde bizim Mahmutpaşa’nın yukarı kısımlarındaki kuyumcu dükkanları gibi çok sayıda kuyumcu ve hediyelik eşya dükkanı bulunuyor. Her daim iğne atsan yere düşmeyecek cinsten kalabalık.

Nehir üzerindeki bu köprüden şehrin diğer tarafına geçmiş gibi oluyorsunuz. Burada adını tam bilemediğim meydanda İtalya’nın meşhur ve zengin Medici ailesine ait muhteşem saray bulunuyor. Bu Medici ailesi ile İtalya’nın bir diğer zengin ailesi Pitti ailesi adeta birbirleriyle rekabet içindelermiş. Zenginlik ve gösteriş konusunda rekabet eden bu iki aileden Mediciler en sonunda Pittilerin neyi var yoksa almış, tüm parasını harcayarak bu meydandaki görkemli sarayı ve bahçeleri yaptırmış zaten sonrasında da batmışlar 🙂 Her neyse bu ayrıntıyı bir kenara bırakıp, İTALYA’DA YEDİĞİM EN LEZZETLİ PİZZAYI AÇIKLIYORUM. Bu meydanda bahsettiğim sarayın birkaç alt sokağında bulunan GUSTA PİZZA! Ben rokalı ve bol peynirli bir pizza tercih etmiştim. Vedat Milor’un da önermiş olduğu bu pizzacı, İtalya’nın gezdiğim şehrinin en iyi pizzasıydı! Ayrıca şişen bacağım için koca bir poşet buz vermişlerdi iyiliklerini unutamam ! 🙂

   

Aynı günün gecesinde yine internetteki seyahat bloglarında okuyarak gittiğimiz Trattoria Nerone‘ye gittik. Buranın Fiorentina Steak‘i ünlüymüş hemen bu et, restoranın ünlü ev yapımı şarabı ve sarımsaklı patatesinden sipariş verdik. Her birinin lezzetine bayıldık mutlaka düşünmeden gidin ve doyasıya yiyin! 🙂 Ben burada rezil oldum garsona şöyle ki; etlerin az piştiğini söyledi getireyim bakın gerekirse ekstra pişiririz dedi. Siparişi verdik 10dk geçmedi elinde pespembe etle geldi. Ay bunu yiyemeyiz böyle dedim! Eşimle garsonu aldı bi gülme 🙂 Nasıl ten gülüyorlar ama ! Götürün pişsin bu böyle nası yicez diyorum kendi kendime. Sonra gülmeleri bitince anladım ki daha et pişirilmemiş, tartmış getirmiş gramajı uygun mu diye soruyormuş 🙂 Hay Allahım ya! Bu arada bu restoranın bir şubesinin İstanbul’da Avrupa Yakasında olduğunu söyledi ama henüz bulamadık kendisini.

Yemeğimizi yedikten sonra Duomo Meydanı’na geçtik, aldığımız ıvır zıvırları meydanda oturur yer geç saate kadar otururuz diyorduk ki benim yürüdükçe daha da şişen ayağımla önce gördüğümüz ambulans görevlilerinin yanına gittik bacağımı ve eczaneden aldığımız kremi gösterdik. Onlar aşırı alerjik  reaksiyon olduğunu ve bu ilacın yetersiz olacağını söyleyince onların yönlendirmesiyle Santa Maria Novella Hastanesi’ne gittik. Acilde çok uzun süre bekledik, ilk görüştüğümüz doktor direkt kortizonlu ilaç gerektiğini söyledi. Ben öleceğim diye korkarken doktora çok beklediğimizi söyleyince bizi bir başka nöbetçi doktor gibi birine Dr. Damiano’ya yönlendirdi. Doktoru arıyoruz hastanenin ana kapısı kapalı, ara sokakta garaj girişinde zil var basın açarlar dediler. Nitekim zar zor bulduk zili çaldık. Kapıyı da açtılar, hstaneye girdik ama hiç kimse yok geri çıkmaya çalışıyoruz bu defa çıkamıyoruz. Yaşadığım korkunun haddi hesabı yok 🙂 Mahsur kaldık dedim yani, neyse sonra yine bir zil bulduk bastık italyan bir kadın konuşuyor anlamıyoruz birbirimizi be en son kendimi kaybedip HELP MEEEE falan diye bağırıyodum 🙂 Hahahaha  neyse sonra o italyan kadın çıkageldi bizi buldu az ingilizcesiyle doktoru çağırdığını söyleyip beklememiz gereken yeri gösterdi. Sonunda iyileştiğim için güzelce anlatabiliyorum böyle ama çok korkunç bir geceydi 🙂 Canım Damiano ile anlaşmamız da çok komikti. Ben pek bilmesem de eşim güzel İngilizce konuşuyor e doktor da biraz biliyor ama neticede kimsenin ana dili değil, arada Google Translate’i bile açtık 😀 Güzelce ilaçlarımı yazdı, bacağımdaki su toplamış ısırıkları temizledi bantladı. Elleri dert görmesin. Neyse çok şükür sağlık olunca herşey daha tadında… Bu arada orada gece eczaneler açık ama dükkan olarak açık değil. Kepenklerin ardında yine ZİL var 😀 Zile basınca hoparlörden konuşuyolar, önce reçete sonra para çekmece gibi bir mekanizmaya konuluyor, onlarda aynı şekilde ilaçları ve fişini bu şekilde veriyor. Güvenlik amaçlı sanırım.Bir Floransa’da doktora gitmediğimiz kalmıştı! 🙂

Hızlandırılmış Floransa gezimizin özeti bu şekildeydi 🙂 Bir sonraki postta kısmetse Roma ve Vatikan var. Olduğu gibi anlatıyorum umarım severek okuyorsunuzdur! Hayatımdaki en keyifli tatildi, bu satırları yazarken bile hatırlayıp gülümsüyorum ve çok güzel duygular hissediyorum! Daha nicelerine inşallah!

Bu kız sizi öper 🙂 :***

Sevimli Gelin