İtalya Tatilimiz 3. ve En Güzel Kısmı ROMA :)

1 year ago Bana Dair132

Üzerinden uzun zaman geçti ve ayrıntıları unutmaya başlıyorum artık. Arkadaşım sevgili Sevim’in ♥ önerisiyle daha fazla geciktirmeden bu postu da tamamlama kararı aldım 🙂 Sevim’ime selam olsun ♥ Mavi kal!

Eveeet Romaa ah Romaaa! Tatilimizin en uzun kısmını ayırdığımız ve çoğu tatilci gibi bizim de en çok sevdiğimiz şehir!

Hadi beraber Roma’ya….

1.GÜN

Floransa’dan Romaya ulaşımı trenle sağladık, e tabi önceki postta bahsettiğim gibi benim bacak hala davul gibi, ne kadar üstüne basarsam o kadar şişiyor. Trende uzattım falan ama ne fayda trenden Roma’daki otele ulaşana kadar yine şişti. Roma’da kaldığımız otel “Hotel Aberdeen” di.

Roma’da seçenek fazla olduğundan dolayı diğer şehirlere göre otel fiyatları daha uygun. Metro durağına yakın olmasına dikkat ederek, fiyatı da uygun görünce bu oteli tercih ettik memnun da kaldık sizlere de tavsiye ederim 🙂 Burada kahvaltı fiyata dahildi, kahvalyı seçenekleri azdı ve küçük bir salonda veriliyordu ama yine de çok samimiydi. Ben İtalya’da kahvaltılarımı kaşar, domates, kızarmış ekmek, nutella ve bolca cappucino ile yaptım 🙂 Kahvaltı salonundaki görevli bayanı hatırlıyorum da, ne desek “Prego” diyordu 😀 Tamam İtalya’da çok sık kullanılan bir kelime, birçok olumlu anlama geliyor ama kadın resmen kafamda “Prego” olarak şekillendi 🙂 Bu arada İtalya’da özellikle Roma’da heryerde şahane kahveler var. Kahvaltıda çay diye cappucino. Orada Starbucks yok çünkü onlara göre kahve hüpletilip geçilecek birşey, oturup kahve eşliğinde sohbet etmek diye birşey yok.

Efendiiiim Roma için 4 gün ayırmıştık, ilk gün öğle saatlerinde Roma’ya ulaştık ve otele gelip duş alıp direkt uyuduk. Ayaklarımın altına yastık koyup uyuyunca benim bacağın şişi biraz indi de moralim yerine geldi. Yürüye yürüye gezmeye gelmişiz, doktor bana fazla ayakta durmamaya çalış diyor haha kendi de gülmüştü söylediğine 🙂 Uyuyup güzelce dinlendikten sonraki akşam 19’a doğru ilk durağımız metroyla 2-3 durak uzaklıkta olan İspanyol Merdivenleri’nin bulunduğu meydandı. Burası inanılmaz turist yoğunluğunun olduğu, kalabalık neşeli tam yazlık bir yer. Hani deniz tatillerinde gündüz denize girer insanlar, akşam ise yemek yiyip oturdukları meydanlar olur o kıvamda. Çok çok sevdik bu meydanı ve abartısız hergün nereye gittiysek akşam yine buraya geldik.

Roma ve bu meydana dair aklımda yer eden iki ayrıntı. Ucuz ve lezzetli makarna cenneti Pastificio ve dondurma-tiramisu cenneti Pompi!

  

Pastificio makarnanın üretildiği ve taze taze pişirildiği bir dükkan. Günün belli saatleri taze makarnalar pişiriliyor, her daim hazırda iki çeşit makarna bulunuyor. Bir tanesi domuzlu diğeri ise genelde vejeteryan makarna. Kendi adıma evde yaptığım Fettucine Alfredo daha güzel hahah. Ama burada makarnanın taze ve dişe dokunur olması, basit bir sosla bile lezzetli hale gelmesi, uygun taze ılık ve ulaşılabilir olması çok güzel. Ne çok özellik saydım be! Şuan ağzımda o tadı hissediyorum 😀 Burada oturacak yer yok elinize tabakla alıp meydanda yiyebilirsiniz, ama İspanyol merdivenlerinden oturup yemek yasak. Yiyince polisler düdüklerini öttürüveriyor. Sonracığıma efendim bu makarnacıda bolca Türkle karşılaşmanız normal, nitekim satan Hintlimsi çocuk bile Türkçe öğrenmiş. İngilizce “Neli” olduğuan dair soru sorunca” Kabak” diye cevap verdi :))))) Bol bol yiyin tavsiye ederim. İçerde satılan makarnaları alıp Türkiye’ye getirebiliyorsunuz ama biz almadık pahalıya geliyordu. Marketlerden daha uyguna bulabilirsiniz. Hatta burada Macro Center’da alası var 🙂

İkinci en sevdiğim yer Pompi! Peşpeşe bikaç tiramisu yediğim, bayıldığım bayıldığım bayıldığım  lezzet! (şuan diyetteyim gece gece iştahım kabardı) Burada da çalışan çocuk Türkçe öğrenmiş. Önce “Şimdi ye? ” diye soruyor peline ” Kaşık içinde” diyor. Türk olduğumu nerden anladığına dair hiçbir fikrim yok. Kendi başıma çekinerek isterken tek dediğim “Tiramisu classico” oldu.  Buradan nasıl bir çıkarım yaptı bilemiyorum. Hergün ama hergün yedim bundan!

  

Roma’nın birçok yerinde çeşme bulunuyor, diğer şehirlerden çok farklı suya para vermiyorsunuz adım başı çeşme ve soğuk su! Bu da burada dursun.

İspanyol merdivenlerinden sonra yürüye yürüyüe benim için bir diğer efsane yer olan ve görünce tüylerimin ürperdiği Türklerin uydurmasıyla “Aşk Çeşmesi, Fontana Di Trevi’ye geldik. Yıllar önce bir filmin Türkçe tercümesinde Aşk Çeşmesi dendiği için Türkler için bu şekilde kalmış aslında alakası yokmuş. Burası da yine gördüğümde beni çok etkiledi. Tam dört yolun kesiştiği yerde saklanmış gibi alakasız bir yerde bulunuyor. Diğer tarihi yapılara göre günümüze daha yakın dönemde yapılmış bi eser ama çok güzel! Hayran kalıyor insan bakarken… Buraya da yine tatil boyunca birkaç kez uğradık akşamları.

Adet yerini bulsun diye en minnoş oparalardan çeşmeye atıp, onca insanın arasında foto video çekilmeyi başarıp yolumuza devam ettik. İlk gün hızlı bir gezi gibi yaptık daha sonra yine bu yerlere uğrama şansımız oldu.

Trevi Çeşmesinden sonrak durağımız “Panteon” oldu. Panteon çok çok eski bir tapınak, ilk gittiğimizde akşam saati olduğundan kapalıydı içini gezemedik daha sonraki günlerden birinde planımıza alıp içini gündüz gezebildik. Panteon’un bulunduğu meydan da akşamları hareketli. Roma genel olarak geceleri kalabalık ve hareketli bir şehir.

2.GÜN

2. günümüzde erkenden kahvaltı yaparak otelden ayrıldık. Daha gitmeden evvel biletlerini aldığımız Coloseum gezimiz vardı 2.günde. Aldığımız bilet Coloseum’u, çevresindeki Roma Forum (Roma’nın ilk yerleşim yerinden kalan yapılar bizim Efes gibi) alanını kapsıyordu. Hepsini ayrıntılı gezdik ama hava çok sıcak olduğundan çokça zorlandık. Neyseki zorlandıkça adım başı çeşmeler imdadımıza yetişti. Şişeleri doldurup kana kana içip, bir de kafamızı gözümüzü iyice yıkıyorduk. Her çeşme gördüğümde içimden “Susadım çeşmeye varmaz olaydım” diye geçiyordu 😀 Gezi boyunca tahminimiz kadar yemek yiyemedik bolca yürüyüp su içinde döndüğümüzde eşim kilo vermişti 😀

Coloseum’dan sonra acıkınca yine internetteki yorumlara dayanarak gittiğimiz şuan adını hatırlayamadığım bir yerde yemek yedik. Birçok cafe ve restoranda fettucine alfredo arayıp bulamamıştık. İtalya’da pek kimse yemezmiş bu makarna çeşidini herkes domates soscu. Bu gittiğimiz yerde bu makarnadan bulduk ve güzelce karnımızı doyurduk sonrasında ver elini Piazza Venezia. Yine Roma’da bulunan büyük bir meydan yine görkemli yapıların hakim olduğu.

Burayı da görüp fotoğraf geçtikten sonra ilk bulduğumuz otobüse atlayıp otele döndük. Roma’da genel olarak stilimiz buydu, sabah erkenden çıkıp gezip sıcağın bastırdığı saatlerde otele dönüp akşam üstü yeniden çıkmak. Güneş çarpması geçirmek çok olası çünkü 🙂

Aynı günü akşamı İspanyol Merdivenlerinin oraya gidip meydandaki restoranlarından birini seçtik. Pizza ve aperol içelim dedik. Ancak ben ikisinden de keyif alamadım. Turistik alanlarda malum gel-geç yeri olarak bakılıyor çok daha iyi pizzalar yemiştim. Aperolü de sevemedim halbuki İstanbul’da evde yaptığımızda çok daha güzel olmuştu.

3.GÜN

3.gün durağımız Vatican’dı. Yine Vatican için de biletlerimizi daha önceden almıştık. Atladık trene gittik Vatican’a. Vatican başlı başına bir ülke, küçücük bir ülke. Vatican’a giriş için çok çok uzun bir kuyruk var. Aldığımız bilet ayrıca müzelerini de kapsıyordu. Müzelere bir başlayınca çıkış yok. Kuyruk halinde takıldık insanların peşine tüm müzeyi gezdik yaklaşık 2 saat falan içerde kalmış olabilir. Heryer zemin, duvarlar, tavan her yer tarih, tablo sanat… Bi yerden sonra gördükleriniz sıradan gelmeye başlıyor 🙂 Çok garipti, bizim gibi sanata alışık olmayan insanlar için !

Roma’nın her bir karışı çok etkileyiciydi, burası da öyle. Dini bir yapı olmasına ve bir başka din için yapılmış olmasına rağmen görkemiyle insanı etkiliyor. Vatikan Müzelerindeki en ilgi gören aslında fotoğrafının çekilmesinin yasak olduğu eser. Michelangelo’nun yıllarca tavanda asılı kalarak yapmış olduğu üç boyutlu resimler. Helal olsun ne diyelim…

Vatikan’dan dönerken yürüyüş yolu üzerindeki bir diğer yapı, Melekler Kalesi olarak geçen Castello Santangelo 

Kalenin önündeki köprünün üzerinde çok sayıda melek heykeli bulunuyor. Her birinin elinde tuttuğu sembol ve anlamı farklı.

Vatican’dan dönerken uğrayabileceğiniz Vedat Milor’un da tavsiyesi olan pizzacı “Bonci”. Güzel bolca çeşit bulunan daha çok tava pizzası gibi bir pizza. Seveceğinizi tahmin ediyorum 🙂

4. GÜN:

İtalya’daki, Roma’daki son günümüzü beğendiğimiz yerlere tekrar gitmek ve alışveriş yapıp hediyelik birşeyler almak için ayırdık. Öncelikle içini gezemediğimiz Panteon’a giderek içini gezdik, meydandaki mağazalardan hediyelik eşya alışverişi yaptık. Şuan her ne kadar daha da yükselmiş olsa da bizim gittiğimiz dönem Euro çok yükselmişti. Çoğu şey Türkiye’de daha ucuz olduğundan hayal ettiğimiz gibi alışveriş yapamadık. Ama adettendir magnettir, biblodur Allah’ın emri aldık 🙂 Onun dışında Ferrari’nin orjinal mağazasından kardeşime şapka aldık. Gönül isterdi ki arabanın kendisini alalım ama 🙂 Şehir merkezine uzak bir avm’den eşime spor ayakkabı, makarna, parmesan peyniri, şarap, çikolata ürünleri vs. alarak otelimize geri döndük. İtalya’nın finalini akşam İtalya’nın bir başka meşhur meydanı Piazza Navova’da karı-koca şarap içip insanları izleyerek yaptık 🙂 O gün otele geri dönerken yanlış otobüse binip gecenin bir vakti yanlış yerlere, neredeyse şehrin dışına gittik. İnanılmaz korktuğumu hatırlıyorum. Zaten her gittiğim yerde korkacak birşey yaşamasak olmaz 🙂

Koca 11 günlük İtalya tatilini 2 ayrı postta özetlemeye çalıştım ve itiraf etmeliyim ki tadı hala damağımda! Yaz tatilini şimdiden hayal ettiğim şu günlerde, yurtdışı tatilinin bambaşka bir deneyim olduğunu ifade etmeliyim. Fırsatı olan İtalya’ya mutlaka gitsin ve Roma’ya daha fazla zaman ayırsın. aynı yerlere birkaç kez giden insanları garipserim ama heralde Roma’ya ikinci kez gidebilirim:)

Sabredip okuduğunuz için teşekkürler, umarım faydalı olmuştur <3 Yorum bırakmayı unutmayın!

Sevimli Gelin